Benim hayatımın eksenini 7 yaşından 17 yaşına kadar tanıştığım arkadaşlarım oluşturuyor

New York’ta Çin Mahallesi’nde dadandığım bir dükkân vardı. Gider ulong çayı, yasemin çayı, yarasa desenli fincan, kelebek desenli tabak, desen desenli kâse: onu ve bunu alırdım.

New York’ta hemen hemen tüm kafelerde yasemin çayı bulunur. Çikolatalı pastayla pek iyi gider. Yani pek severim yasemin çayını. Orda kaldığımız evde de habire yapar, sabahlara kadar okuma seanslarımız esnasında, içerdik Fulya’yla.

Derken baktım hayatımdan yasemin çayı çıkmış. Geçen yaz İngiltere’den bir kutu almıştım. Öyle kutu kutu dokunulmadan duruyor. Geçen hafta bir çaydanlık dolusu yasemin çayı yaptım kendime.

Kendimden bu kadar sevdiğim bir şeyi neden esirgediğime şaşarak. Bach ve Vivaldi dışında, bir şeyler dinleyeyim istedim.

Bir zamanlar sabah akşam dinlediğim bir CD koydum: Böyle yıllardır göremediğim, içimi coşkuyla dolduran bir arkadaşım, çat kapı gelmiş gibi oldum.

 

Sevdiğim müziklerden, sevdiğim çaylardan uzakta, bir harala gürele içinde, bunca koşturmaca ve debelenmeyle, ne halt ettiğimi düşündüm.

Düşündüm ki, yapmayı hiç ama hiç ama hiç istemediğim bir dolu meşgaleyle, yutulup gidiyor zamanlarım. ‘Keyif’ zamanları nerdeyse sürgün edilmiş hayatımdan. Düşündüm ki, bir bahar temizliğine girişmeliyim.

Ne kadar antisosyal ayaklara yatsam da, beşeri ilişkiler kıtır kıtır yiyor benim zamanlarımı. Telefon zır zır çalıyor ve iradeniz durmaksızın tost ediliyor. İnsanlar sizden konuşmacı olmanızı, televizyona çıkmanızı, saçma sapan konularda dergiler için fikir beyan etmenizi, röportaj vermenizi istiyorlar.

İyi bir halet-i ruhiye içindeyseniz ve kırmamak filan adına cevaplıyorsanız, röportaj teklifini kabul ediyorsunuz. Televizyon için randevulaşıyorsunuz. Sonra da kendinize lanet okuyorsunuz, basiretsiz davranıp bir ‘hayır’ cevabını kotaramadığınız için.

Hayatınıza yeni ve lüzumsuz insanlar dadanıyor. Ortak geçmişiniz ve hiçbir şeyiniz olmayan insanlar. Sizi tanımayan; tanımasına imkân ve ihtimal olmayan insanlar. Bence bir insanın hayatına otuz yaşından sonra yeni insan girmesi, inanılmaz güç.

Bir kere yeni insana açık değilsin. Hikâyen çok uzun. Hangi parçasını ele versen, diğerlerinde gizlisin. Benim hayatımın eksenini 7 yaşından 17 yaşına kadar tanıştığım kadın arkadaşlarım oluşturuyor. Onlar benim ruhumun içini dışını bilir. Ben ne dediğimde ne kastediyorum, bilirler ezbere. Ben onları bilirim: Avucumun içi gibi.

Bu ne mene bir konfordur insan hayatında. Avucunun içi gibi bildiğin insanlarla konuşmak, onlarla olmak. Yeni insanlarla bitmek bilmeyen engebeler, güven sınavları, yanlış anlamalar, anlaşamamalar; bir dolu iletişim sorunu… Otuzundan sonra olmuyor, çekilmiyor.

Herkesin hayatında vakit hırsızları vardır. Bir bakarsınız telefon etmiş ve temiz bir yarım saatinizi göz göre göre araklamışlar. Konuşmanın özeti şudur: NE KESTİN KOÇ, NE YEDİN HİÇ. Hayatınızda biri vardır: Bir sevgili, bir koca, bir ‘karşı’ cins olayı. Didişe didişe bir haller olursunuz.

Yaşam enerjiniz bilekleriniz kesilmiş de, toprağa akıyorcasına, ruhunuzun damarlarından çekilir gider. İnanılmaz bir negatiflikle baş etmek durumunda kalırsınız. Gözünüzün ışıltısı kaybolur, ruhunuz daralır çeker. Münakaşadan geçilmemektedir ortalık. Birbirinizin cinini tepesine çıkartmaktasınız.

Beraberliklerin iptila yaratan bir yanı da var. Tabii güç, bir ilişkiyi koparıp atmak.

Ama olan size olur. Keyif almak nedir hayatta, unutur gidersiniz. Tüm yaşam enerjiniz kubura boşalmakta gibidir; kanalizasyonlardan akıp gitmektedir.

Bir bahar temizliği için çanlar çalmakta.

Lüzumsuz insanları kapının önüne koymak için.

Onlarla geçirdiğiniz zaman zarfında, vakit kaybettiğinizi hissettiğiniz herkes fuzulidir. Hayatınızda ‘fuzuli işgal’ yapmaktadır. Masayı doldurmakta; ama sizi aç bırakmaktdır. Ruhunuzu didip enerjinizi yok etmektedir.

Sizi sıkanları, anlamayanları, alışamayanları, yeni olup da yoranları, okuyamayanları, yol yakınken kapının önüne koyun.

Alışkanlık kesp etmeden. Müptelası olduğunuz bombok ilişkiler, çok daha acıklıdır. Kesip attığınız anda, tüm benliğinizi kaplayacak acıdan, deliler gibi korkarsınız. İlişkinin her güne yayılmış boktanlığını çekmeye razısınızdır. Yeter ki, onsuz kalmayın. O acıyı yaşamayın.

Yok, hayır. Öyle değil. Zaman inanılmaz bir merhem.

Sizi madara eden ilişkileri, ne pahasına olursa olsun, atın hayatınızdan.

Ne kadar canınız yansa da, ilişki boyunca yaşadığınız aşağılanmaya, yeğdir. Kesin atın kangrenli bir kolu atar gibi. Önce kolunuzu arar gibi, arayacaksınız. (Sonra da geçecek.)

Ama atmazsanız kangren tüm ruhunuzu saracak. Çürütecek, yiyip bitirecek sizi. Siz siz olmaktan çıkacaksınız. Bir emanetçiye dönüşeceksiniz kendi bedeninizin içinde.

Bahar temizliğinin zamanı.

Dip Not:

Erken-Çetinaltanlaşmak istemem.

Geçenlerde uğradığım Ece’de yazıyı yeniden aralarında, okuduklarını söylediler.

Kısa bi (işşş) seyahate çıkıyorum.

Bahar geldi: her birimizin işine yarayabilir.

İşte 98 Model 1 Klasik!

 

4 Responses

  1. dostlukların değerini bilmeden sadece iş , güç , kariyer gibi mutluluk için şart koştuğumuz ama bunları merdiven değilde merdivenin son basamağı gibi düşündüğümüzde etrafımızda dostlarımızın kalmadığını , oturup iki muhabbet yapamadığımızda , zor günde destek verecek bininin olmadığında , sevincini tek başına yaşadığında doslukların değerini anlıyoruz..Seni 7-17 yaşlarında sadece tanıyordum 21 yaşımda dostum , 22 yaşımda kardeşim dediğim ikinci insandın.Kısacası hayatımın ekseni 7 ile 22 yaş arasında tanıdığım insanlar oluşturuyor…

    Dostum kardeşim orkan buran..

  2. Sağolasın kardeşim, sende benim dostum, kardeşimsin, bir sıkıntım bir sevincim olduğu zaman paylaşmak için aklıma gelen dostumsun…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top