Çorbasını Tatmadan Tuz Ekenlere

Thomas Edison, asistan alacağı zaman, aday görüşmeye geldiğinde iki kâse çorba ısmarlarmış.

Biri kendisi için, biri de asistan adayına. Eğer aday çorbanın tadına bakmadan tuz atarsa işe almazmış. Henüz tatmadan çorbanın kendisi için ‘tuzsuz’ olduğuna hükmeden birinin, ‘önyargılı’ olduğuna karar verir, bilim dünyasında buna yer olmadığını düşünürmüş. Buluşlar önyargı sevmezmiş.

Hepimiz, farkında olmayarak sürekli varsayımlarda bulunuyoruz. Çok şeye karşı önyargılıyız. Önce havaya sinek kovucu sıkar gibi sıktığımız bu gaz ortamı, her türlü beklenmedik hoş sürprizden, farklı olanı anlamaktan ve tabi ki olası buluşlardan muaf kılıyor bizi. Çocukluğumuzun saflığında, okulların müfredatlarında, ailemizin alışkanlıklarında, izlediğimiz kanallar, okuduğumuz gazeteler, kulak misafiri olduğumuz sohbetlerde biz farkına varmadan itinayla ütülenip beynimizin çekmecelerine yerleştirilen yüzlerce ‘önyargı’nın, daha sonra bizi hangi bakış açılarından mahrum ettiğini ise asla bilemiyoruz. Çünkü Einstein’ın dediği gibi “Bir önyargıyı ortadan kaldırmak, atomu parçalamaktan daha güç.”

Bazı insanları sevemiyor, bazı ülkelere nedensiz gıcık oluyor, çorbaya peşinen tuzu koyuyoruz. Bununla ilgili TED’de Maz Jobrani’nin müthiş bir anısı var. Kendisi yarı İranlı yarı Amerikalı bir komedyen. Dubai’ye stand up yapmaya gidiyor. Otelin resepsiyonundaki kadın arayıp, “Sizi götürecek olan şoför hazır efendim” diyor. Maz, aşağı iniyor ve kendisine gülerek bakan esmer adama doğru ilerleyip soruyor: “Siz benim şoförüm müsünüz?”, adamsa “Hayır” diyor, “Ben bu otelin sahibiyim. Ben de sizi kendi şoförüm sanmıştım.”

Biz de bu ülkede lezzetli bir çorba gibiyiz aslında. Değişik dil, değişik inanç, değişik cinsel hayat tercihi buranın yüzyıllardır baharatı, tuzu, biberi. Bu çorba böyle güzel. Ama biz napıyoruz? Elimizde tuzluk, ‘öbür’ lezzeti bastırmaya çalışıyoruz. Halbuki, önyargılarımıza kör olsak, o insandaki bütün güzellikleri, benzerlikleri, ortak acıları, zaafları, mutlulukları, umutları görüp şaşakalırız.Günün birinde ‘ama ben onu şöyle sanmıştım’ demek, bir savunma olmasın. Küçük varsayım cümlelerimiz, dev gerçekleri saklıyor olabilir. Bir insanın, bir cinsiyetin, bir milletin, bir çorbanın üzerine tuzu ekmeden önce bir tadalım. Bakalım sandığımız gibi miymiş?

Dilerim yeni anayasa yazılırken, masaya konan çorbadaki baharatların özgürlüğü tuzla bastırılmaz.Her seferinde “Nesi farklı?” yerine “Nesi aynı?” sorusunu sorarak işe başlayabiliriz.

Bir önceki yazımız olan öyle bir zamanda gel ki vazgeçmek mümkün olmasın başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

6 Responses

  1. Orkancım malesef önyargılar hayatın her alanında var. Hatta farkında olmasak bile bilinç altımıza inanılmaz şekilde yerleşmiş korkularla birleşmiş durumda.
    Hani derler ya: Önyargının ve zalimliğin asıl kaynağı korkudur. Korkunun üstesinden gelmek bilgeliğin ilk adımıdır.

  2. maalesef ilhancım, ön yargılar ve at gözlüklerinden kurtulsak hayat daha neşeli bi hal alacak….

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top