Harvard, nasıl bir eğitim veriyor?

Az gelişmiş bir ülkenin, az gelişmiş bir şehrinin, az gelişmiş bir üniversitesinin, az gelişmiş hocalarının, az gelişmiş bir öğrencisi olarak her zaman bu üniversite eğitim sisteminde bir sorun olduğunu düşünmekteyim ama maalesef  bu sorunun adını hiç bir zaman tam olarak koyamamaktayım. Ezbezci eğitim diyorum, maddi olanaklar diyorum, iyi niyetli ve özverili insanların olmayışı diyorum diyorum da diyorum ama net bir şey diyemiyorum.

Sorun ne olursa olsun Amerikayı tekrardan keşfetmeye gerek yok, sonuçta önümüzde çok olumlu örnekler var, hem Türkiye’deki belli üniversitelerden hemde Dünya’daki üniversitelerden örnekler var ve unutmayalım ki en iyisi olmak istiyorsan ilk önce rakibini taklit edeceksin sonrada onu geçeceksin.

Blogumda, Harvard ve Sabancı Üniversiteleri hakkında yazılar paylaşmıştım. Şimdide HARVARD II başlıklı bir enektodu paylaşmak istiyorum.

Harvard, nasıl bir eğitim veriyor?

Konuşmak için söz almıştım.Ama konuşmamın tam ortasında profesör kayboldu. Bir iki saniye durakladım. Gözlerim profesörü aradı ama bulamadı.Ne yapmalıydım? Diğer 119 öğrenci bana bakıyordu. Konuşmaya devam mı etmeliydim yoksa susmalı mıydım?Konuşmaya devam etmeyi seçtim ama kısa kestim.Sözüm bittikten sonra, 5-10 saniye daha bir sessizlik oldu. Sonra başka bir öğrenci yorum yaptı. Biraz kaotik bir ortam olsa da yarım saat tartışma devam etti.Tekrar bir sessizlik hakim oldu.

YENİ ORTAM

O noktada sınıf olarak ne yapmamız gerektiğini bilmiyorduk.Sonra asistanlardan bir tanesi ‘Yeni sınıf sistemini sevdiğiniz mi?’ diye sordu.Çoğu kişi ‘Hayır!’ diye cevap verdi.Tartışmalar biraz daha devam etti. Sonra kapının önündeki merdivene oturmuş olduğunu farkettiğimiz profesör ayağa kalktı ve iyi günler deyip sınıftan çıktı.Dersi bitirdik. Ama bir şey anlamamıştık.

ANALİZ

2 gün sonra profesör ‘Geçen dersi analiz edelim’ diyerek derse başladı.Ders liderlik dersiydi. Yarım saat daha tartıştık ve şu çıkarıma varmıştık.Hocasız, yani otoritesiz, ortamda sınıfta yeni bir sosyal sistem oluşmuştu ve biz o sisteme adapte olmaya çalıştık. Bazıları başarmış, bazıları başaramamıştı. Çoğu kişi otorite figürünü tekrar istemişti. Sınıfın yeni sisteme adapte olmasını sağlayacak bir mekanizma da gelişmemişti. Yeni sistemde çoğumuz mutsuz olduk. Daha da kötüsü çoğumuz yeni bir sistemin oluştuğundan bihaberdik.Hoca son cümleyi söyledi: işte liderin görevi, yeni sosyal sistemler oluşturmak ve insanları yeni sistemlere adapte olmasını sağlamaktır.

DERSİN GÜCÜ

Harvard’da bir ders böyle işlenmişti. Yıllar sonra bu ders hala aklımda. Aşağı yukarı bütün dersler aklımda. Neden?Çünkü orada ‘kuru bilgi’ verilmiyor. İnsanlar deneyimleyerek öğreniyor. Profesör liderlik ve sosyal sistemler hakkında ders anlatmadı. Sınıfta yeni bir sosyal sistem yarattı. Onu yaşadık ve analiz ettik.‘Deneyim’ ve ‘deneyimin analiz’ eğitimin en güçlü iki öğesi.İşte eğitim orada bundan dolayı güçlü.

MUTSUZ OLDUM

Geçen hafta eğitim dergisi Artı Eğitim benimle bir röportaj yaptı.Her zaman olduğu gibi konu Harvard’ın eğitimin sistemine geldi. Herhalde bu bana en sık sorulan sorulardan bir tanesi.Harvard deneyimim çok iyi başladı diyemem çünkü başlarda çok şey öğrenmiyormuşum gibi hissediyordum.Derslere giriyorduk ama hocalar bir şey anlatmıyordu. Sürekli tartışma yapıyorduk.

OTORİTE HOCA DEĞİLDİR

Ama ben buna alışkın değildim. Ben diğer insanlardan değil, hocalardan bir şey öğrenmeye gelmiştim.Benim kafamda tek otorite hocaydı ve bilgi de onda saklıydı. Diğer öğrencilerden öğrenecek bir şeyim yok, diye düşünüyordum.Türkiye’de üniversitede biz otururduk hocalar anlatırdı. Not alırdık. Ezberleyip sınava girerdik.Hatta sınavdan önce çok iyi not tutan arkadaşlarımızı (genelde bunlar kızlar olurdu) bulup, onların notlarına sırnaşırdık.(Bu notlar bazen çok komik olurdu. Bazı arkadaşlarımız mekanik olarak not tuttuğu için hocanın esprilerini de yazarlardı. Bu notları kırtasiyeden satın da alabilirdiniz. Bu yazıyı yazarken düşünüyorum da böyle üniversite eğitimi olur mu Allah aşkına! Ne kadar acı bir durum.)Sınavlarda muhakeme gücüne dayalı sorular da vardı ama bu durumda bile önceden bazı yapıları ezberler bu sorulara uyarlardık.Alışık olduğum bu sistemi Harvard’da bulamayınca çok mutsuz olmuştum.

BÖYLE GİTMEZ

Bunun böyle gitmeyeceği belliydi. Ama benim eğitim düşüncem nasıl değişecekti?Bu değişim hocamdan gelen bir e-posta ile başladı.Oldukça ünlü bir hocamımız tüm sınıfa bir eposta atmış ve şunu yazmıştı.‘Herkese selam,Aşagıdaki makaleyi yeni yazdım. Bir dergiye göndermeden önce eleştirilerinizi ve geri bildirimlerinizi iletirseniz çok mutlu olurum.’Bu e-posta çok şeyi değiştirmişti.Tek doğru yoktu ve bilgi mutlak değildi. Hocalar bizi bilgi kaynağı olarak görüyordu. Her birimizin deneyimi ve fikri değerliydi.

FARKLI BAKIŞ AÇISI

O andan sonra bakış açımı değiştirmeye karar verdim. Tüm sınıf arkadaşlarıma bir e-posta atıp, tek tek çaya davet ettim.Onları daha yakından tanımaya ve onlardan öğrenmeye karar vermiştim. İki ay boyunca çoğu sınıf arkadaşımla çay içtim ve onların deneyimlerini dinledim.(Bu arada dinleme becerim de oldukça gelişti sanırım.)Sınıf tartışmalarında bilen taraf olmaktansa, öğrenen taraf olmaya başladım.Öğrenmenin bu kadar zevkli olduğunu bilmiyordum.Harvard’da ben öğrenmeyi öğrendim.Eğitim aylayışımın temelleri de böylece atılmış oldu.İşte Harvard insana bilgi değil, anlayış, felsefe ve öğrenme kapasitesi veriyor.Eğitim bu değilse, nedir?

Tartışmalar için www.facebook.com/bolatozgur ve www.twitter.com/ozgurbolat adresindeyim

Bir önceki yazımız olan Maneviyat > Maddiyat başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

3 Responses

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top