HARVARD

Aklıma takılan bir soru vardı?

Sosyal ağ filmini izledim, silikon vadisi korsanları filmini izledim, bu filmdede anlatılan dünya devi şirketleri kuranların ortak bir özelliği dikkatimi çekti, peki neydi bu? Hepsinin Harvard’lı oluşu.

Bende netten bir kaç araştırma yaptım, tamam biliyoruz bu üniversite dünya devi ama tam olarak neyin nesi, nasıl bu kadar zirvede, bütün süper beyinlern orada olması bir tesadüfmü? Netten bulduğumum, okuduğum bilgilere dayanarak söylüyorum  “-Tesadüf değil.”

Ve işte üniversite budur diyerek okuduğum makaleyi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Elbette her üniversite hocası kendine göre ders işler. Harvard Üniversitesi’nde de durum çok farklı değil.Ancak lisans sonrası (master ve doktora) düzeyinde bir dersin nasıl yapıldığını paylaşmak istiyorum. Bu derslerde öğrenmeyi sağlamak için beş-altı temel araç kullanılıyor. Türkiye’deki üniversitelere ve hocalara ilham verebileceğini düşünerek paylaşmak istiyorum. Mutlaka bu uygulamaları ve daha da fazlasını da yapan hocalarımız, üniversitelerimiz olabilir.
Öncelikle ders notlarını ve ilgili kaynakları nereden temin ediyorsunuz? Dönemin başında Harvard Üniversitesi’nin kitabevi olan Coop’a gidiyorsunuz. Dersinizin kodunu söylüyorsunuz. Üçüncü katta rafların içine, belirli bir dersle ilgili olan tüm kitapları yerleştirmişler. Örneğin, diyelim MGMT S4150 dersini alıyorsunuz, bu dersle ilgili dönem içinde okunacak 12 kitap, dersi alan öğrenci sayısı kadar bu raflarda yer alıyor. Kitapları kolaylıkla alıp gidiyorsunuz. Kitabevi, kitapları dönem sonunda belirli bir indirimle geri alıyor.
Dersin hocası, dönemin başında dersin tüm planını paylaşıyor. Böylece öğrenciler, her derste hangi konunun işleneceğini, hangi okumaların hangi haftada yapılacağını biliyor. Okumaları / kitapları / vakaları okuyarak derse giden öğrenci, hocanın sunumunu izlerken makaleler / kitaplar / vakalar hakkındaki tartışmalara katılıyor.
Harvard Üniversitesi’nde bir hoca bütün öğrencilere ismiyle hitap edebiliyor. Hocanın kürsüsünde herkesin vesikalık resminin ve isminin olduğu bir tablo var. Hoca öğrencilerin isimlerini çalışıyor. Söz verirken böylece öğrencinin ismini kullanabiliyor. Ayrıca hoca derse girdiğinde sözlüye kaldırır gibi, birinin ismini söyleyerek doğrudan okumalar ya da vakalar hakkında yorumunu sorabiliyor. Aynı zamanda başka bir asistan, sınıftaki öğrencilerin katılımını ve katkısını takip ediyor.
Haftalık ders saatlerinin haricinde sınıfın tamamı ya da sınıfın büyüklüğüne göre, sınıftan gruplar hocanın asistanının liderliğinde özel bir ders saati aralığında buluşarak haftanın konu başlıklarını tartışıyorlar.
Sınıftaki tüm öğrenciler, belirli bir bloğa her hafta en az iki yazı yazmak ve arkadaşlarının yazılarına en az üç yorum yazmak zorunda. Derse katılmadan, okumaları yapmadan, vakaları çözmeden bloga bir şey yazmak imkânsız ve kendi yazdıklarınızın yanı sıra arkadaşlarınızın yazdıklarının hepsini okumanız gerekiyor. Ayrıca hoca, en beğendiği blog yazılarını sınıfta projeksiyondan yansıtarak öğrenciyi onurlandırırken sınıfta o yazıyı tartışmaya açıyor.
Bunların yanı sıra öğrenciler, beş-altı kişilik gruplar halinde grup sunumu yapmaları gerekiyor. İşin en çatallı yanlarından biri de bu. Sunumlar grup olarak yapıldığı için sunum başarısız olursa herkes kalıyor. Takım çalışması yapmayı zor yoldan öğreniyorsunuz.
Bütün bunlara ek olarak vize sınavınız, ödevleriniz ve final sınavınız var. Bütün bunların üstüne hâlâ bir şeyler öğrenemediyseniz Harvard’dan başka bir okul bulmanız gerekiyor. Tabii bu kadar çok öğrencilik faaliyeti için, çok az uyuyup çok çalışmanız gerekiyor.

Birde rakamlarla harvard ı gözümüzde daha iyi canlandırmak için, teknik bilgilerde paylaşmak istedim.

Harvard Üniversitesi, Amerika Birleşik Devletleri’nde Massachusetts eyaletinin Boston şehrinin Cambridge mahallesinde bulunan ve dünyanın en iyi üniversitesi olarak tanınan bir özel yüksek öğretim kurumudur.[1] 1636 yılında kurulan ve Ivy League üyesi olan Harvard Üniversitesi, ABD’de hala eğitim vermekte olan en eski yüksek öğretim kurumudur.

13 Mart 1639’da adı Harvard Koleji olarak değiştirilir. Bu isim değişikliği ilk yöneticisi John Harvard’ın ölümünden hemen sonraya rastlar. Resmi anlamda üniversite olarak anılmaya başlandığı dönem ise 1780’li yıllara rastlar. John Harvard vasiyetinde üniversiteye 400 adet kitap ve birkaç yüz pound bıraktığını açıklamıştır. O yıllarda, bu 400 kitapla oluşturulmaya başlanan kütüphanede bugün 15 milyondan fazla kitap bulunmaktadır. Bu sayı üniversite kütüphanesi Dünya’nın en büyük akademik kütüphanesi yapmakla kalmaz, tüm kütüphaneler arasında da ilk beşe sokar. Birkaç yüz poundluk bütçenin bugün geldiği nokta ise 2006 yılı verilerine göre 29,2 milyar dolardır.

Charles William Eliot’ın başkanlığını yaptığı 1869-1909 yılları üniversitenin yenilenme yıllarıdır ve öğrenci seçme dizgesi(sistemi), derslerin işlenişi ile kurumun fiziksel yapısı bugünkü şeklini alır. Bu model kendisinden sonra gelen tüm Amerikan üniversitelerinde uygulanır. Harvard Üniversitesi’nde 2400 akademisyen 6700 lisans öğrencisi, 12400 kadar da yüksek lisans öğrencisi bulunmaktadır. 1900’den itibaren, aynı mahallede bulunan MIT ile birçok konuda ortak çalışmalarda bulunmuşlardır. İki okulun öğrencileri, eğer isterlerse ders kredileri veya ücretleri konusunda hiçbir sorun yaşamadan yatay geçişle okullarını değiştirebilmektedirler. Ama Harvard Üniversitesi genel olarak temel bilimlerle ilgilenir. Bu üniversitenin en prestijli dalları hukuk ve tıptır. 2008 yılında ABD Başkanı seçilen Barack Obama da Harvard Hukuk Fakültesi mezunudur. Her yıl dünya çapında SAT puanları en yüksek olup ders dışı aktiviteleri en fazla olan öğrenciler tarafından tercih edilmektedir.

İnsanın biraz canı sıkılıyor, biz neler yapıyoruz adamlar neler yapıyor diye düşünmüş olabilirsiniz ama maalesef durum bundan ibaret. Çok fırın ekmek yememiz lazım.

Bir önceki yazımız olan For Google başlıklı makalemizde chrome, chrome hakkında ve for google hakkında bilgiler verilmektedir.

3 Responses

  1. Blog olayını çok beğendim bizim yada artık küresel bir şekilde blogçuluğun önemi yeni fark ediliyorken, harvard üniversitesi bunca zamandır kullanıyormuş. Aslında bu ülkemizde her bölümde uygulanabilir ama eğitim aşkı olan ve zordan kaçmayan öğretmenler sayesinde tabiki.

  2. 1923 – 1933 yılları arasındaki her alanda ilerleme aşamasını daha sonraki yıllara taşıyamayan bir millet için bu kaçınılmaz bir son…Yinede harvard düzeiynde olmasada (tartışma , yorum yapma , güncelleme vs..) blog tutup düşüncelerini fikirlerini paylaşan arkadaşlarımızın olması çok sevindiric…Tebrik ederim gençler sizi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top