Kötü iş nasıl sıradanlaştı?

Kötü iş nasıl sıradanlaştı? Vicdan, ahlak, dürüstlük, iyi iş, kalite, yüksek standart, sorumluluk gibi kelimelerin anlamlarını niçin bu kadar hızlı kaybettiğini, nasıl içlerinin boşaldığını düşünüyor musunuz? İnsanlar neden yaptıkları işlerle bağ kurmuyor, kötü işi nasıl sıradanlaştırdık, “iyi iş” gördüğümüzde neden çok şaşırıyoruz, yalap şap yapılan işleri neden kanıksadık dersiniz?

Genellikle “maaşlı işçilik” dediğimiz, hizmet aldığınız bir firmanın müşteriden on (yüz, bin, milyon, milyar, trilyon) alıp çalışanına yarım, daha doğrusu “azıcık, ucundan” vermesi ile yürüyen bir sistem malumunuz. İnsanların ay sonunu getirme savaşına hayat dediği bir dünya içinde debelenen bir adam, iş buldu, mesela alışveriş merkezinde kapıda güvenlik görevlisi olarak çalışacak diyelim. Tüm gün ayakta dikilmesinin bedeli olarak aylık kirasına bile yetmeyen bir bedel ödenecek ona. Ne yapıyor? Ne kadar ekmek, o kadar köfte diyor ve orada üniforma ile dikilip kapıdan geçen insanların ötmesini izliyor. İşini iyi yapsa belki kendine yeni kapılar açacak, belki de sadece “işini iyi yapan ve her zaman sömürülen” olarak kalacak, belli değil. Adamımız, günümüz dünyasında birçok insanın yaptığı seçimi yapıyor: İşini iyi yapmıyor. Çünkü işini iyi yapmasının ona fayda sağlayacağını düşünmüyor.

Ve hazin son: Hayatını geçirecek parayı ona kazandırmadığı için “Yaptığı iş” onu tanımlayan özelliklerden biri olmaktan çıkıyor. 3. Dünya ülkesinde yaşayan bir insan olarak artık “Ne iş olsa yaparım”cı olmaya mecbur. Ne yaparsa yapsın, yaptığı hiçbir işle bağ kurmaz. Bağ kurması için yaptığı işin karşılığını aldığını hissetmesi gerekir. Köleliğin günümüz versiyonunun uygulandığı bir sistem içinde hapistir adamımız. Yaptığı işin karşılığını görmedikçe inancı, vicdan duygusu zayıflar. “Bana vurana ben de vururum” der, işini iyi yapmamasının kendine fayda veya zarar getirmeyeceğini ancak çalıştığı yeri vuracağını düşünür. İşini iyi yapmama duygusu onu vurmaz çünkü artık kendisini unutmuştur. Başarı, başarısızlık… Bunlar anlamsız kavramlar haline gelir. Ortada bir gerçek vardır, o köle gibi çalışmaktadır ama karşılığını almamaktadır. Parası yoktur, tek gerçeği sefilliktir. Ve bu gerçek, tüm kavramların üstündedir. İşini iyi yapmak mı daha çok başarı ve para getirir yoksa asgari ücreti veya standart maaşı sefalet getirmeyen bir sistemde sürünmeden (ya da az sürünerek) çalışan insanlar mı iyi iş yapar, işte en büyük sorumuz bu.

Sorunun cevabı

Siz sorunun cevabı hangisi diye düşünürken ben cevap vereyim: 3. Dünya ülkelerinde en iyi para kazanma yöntemi sahtekârlık olarak bilinir. Cep doldurmak için kanuna uygun türlü yollar bile icat edilmiştir. Ortalama bir vatandaşın, temel ihtiyaçlarını karşılayacak parası yoktur. Varsa da bankadan borç almıştır. Hal böyleyken, aldığı cüzi maaşın ona “ortalama” bir hayat standardını asla vermeyeceğini düşünür, işini sevecekse bile tiksinir.İşte bu yüzden insanlar çalıştıkları kurumlara hatta birbirlerine düşman olur. Vaziyet belli: “Temel ihtiyaçlara bile yetmeyen maaş” alan çalışanların temel taşlarını oluşturduğu “hizmet” sektörü düzgün hizmet veremez hale gelir.

Artık müşteri hizmetlerinde çalışanların bilgisizliklerini garipsemeyin. Güvenlik görevlilerinin niçin öten kapılardaki müşterilere müdahale etmediğini sorgulamayın. Telefon operatörünüzün, üye olduğunuz dijital platformların müşteri yetkililerinin size “hizmet” vermek için değil, öncelikle şirketlerine para kaybettirmemek için çalışmaya mecbur elemanlar olduklarını unutmayın.Peki ne yapabilirsiniz? Tesadüfen yaşamaya devam edeceksiniz. Başınıza bir hal gelmemesini dileyeceksiniz. Kazıklanmamak için uyanık olacaksınız. Bir 3. Dünya ülkesinde yaşadığınızı unutmayacaksınız. Her adımınızda bunu esas alacaksınız… İşte o zaman karşılaştığınız çarpıklıklar “normal” gelmeye başlar…

Bir önceki yazımız olan Bu Bir İthaf Yazısıdır... başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top