Mühendiscik

Geçenlerde elime Sabancı Üniversitesi başarı öyküleri hakkında bir kitapçık geçmişti  ve bu başarı hikayelerini tek tek okudum ve resmen içim şişti, buruldum. Bunlar mühendis ise ben neyim dedim ve cevabımı da buldum Mühendiscik.

Bölümden yakın arkadaşlarımda okusunlar, meslektaşlarımda okusunlar da biraz içleri şişsin, yatarken biraz düşünsünler diyede tek tek paylaşmaya başladım. (Beni çok etkileyen yerleri altını çizdim, bold yaptım)

Carnegie Mellon Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünden doktora için kabul mektubunu aldıktan sonra bir süre kimseye söyleyemediğimi, düşüncelere daldığımı çok net hatırlıyorum. İçimdeki doğal sevince beklenmedik bir burukluk ve hatta korku eşlik ediyordu. Sabancı Üniversitesi’ne, okuluma, altı sene önce ilk kez gelişimi, yani aldığım büyük riski, heyecanımı, tedirginliğimi, gördüğüm olumsuzlukları, eksiklikleri tek tek hatırlamaya çalıştım. Sonra zamanla bu yeni ortama uyum sağladığımı, arkadaşlıklar dostluklar, kardeşlikler kurduğumu, olumsuzlukları hep beraber tersine çevirdiğimizi düşündüm.

2003 yılında, lisans ve yüksek lisans derecemi Mekatronik Mühendisliği programından almış, hocalarımın büyük yardımıyla, bilimsel ve teknolojik araştırma yapmak için gerekli donanımı sağlamıştım. Okulumuzun bize en büyük katkısı, disiplinlerarası konumdan olaylara geniş bir perspektifle bakmamızı sağlaması olmalıydı. Çünkü modern araştırmalar, kitaplardaki denklemleri ezbere bilmekten fazlasını, cevap verebilmekten çok doğru soruları sorabilmeyi gerektiriyordu. Bu düşüncelerden dokuz ay kadar sonra uluslararası saygın dergilerden biri tarafından ilk makalem kabul edildiğinde ve ondan da altı ay sonra o sırada alanımda ABD’nin ilk beşi arasında gösterilen yeni okulum Carnegie Mellon Üniversitesi’nde doktora yeterlilik sınavında birinci olduğumda, içimde haklı çıkmanın gururu olacaktı.

Dahası, kaliteli bir öğretimden ve başarılı bir kariyerden de önemlisi, insanı insan yapan çok yönlü eğitim ortamının bize sunulmuş olmasıydı. Buna en güzel örnek Tarih derslerimizin işleniş şekliydi. Tarihin sandığımız gibi katı, keskin, tek sesli değil, nefes alan, evrilen, fikirlerimizle büyüyen, gelişen, anlam kazanan; yoruma, farklı görüşlere, tartışmaya açık, yazıldığı gibi okunmayan bir dil, bir varlık olduğunu, olabildiğini bu sayede görebildik. İşte bu güzel eğitim ortamı sayesinde çoğumuz kendi fikirlerinin duvarları içinde kalmayan, aksine farklı görüşleri kucaklayan, tartışmayı kavgadan ayırabilen, objektif, geniş bakış açısına sahip insanlar olmuştuk. Sabancılı olmanın asıl farkı da sanıyorum en çok burada kendini gösterdi.

Bir önceki yazımız olan Neden? başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

3 Responses

  1. BU YAZI YAZANLARA KAFANI TAKMA OGLUM……KİM 500 BİN İSTERSE GİBİ YARIŞMALARDA GÖRÜYORUZ ONLARI….HEPSİ ÖZÜRLÜ SADECE SAYISAL SORU ÇÖZMEYİ ÖGRENMİŞLER.ÇOLUK ÇOCUGUN CEVAPLAYACAGI ŞEYLERDE AFALLAYIP KALIYORLAR.HEMEN HEMEN HEPSİNİN TİKLERİ VAR….BİRAZ OLSUN HERŞEYDEN ,AMA DOGRU DÜZGÜN İNSAN OLMAK YETERLİ…GERİSİ GELİR..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top