İyi sanatçılar kopyalar, büyük sanatçılar çalar

Facebook’un kuruluş hikayesini anlatan “Sosyal ağ” filmini izledim heycanlandık, “-vaybeee adamlara bak nerden nereye?” muhabbetlerine girdik,  bir gaza geldik blog açtık. Geçenlerde de eski bir film olan “Silikon vadisi korsanları”  izledim. Film Steve jobs ve Bill gates’in hayatını yani aynı zamanda microsoft ve apple’ın kuruluşunu anlatıyor.

İlk olarak filmden hissettiğim şeyleri yazmak gerekirse. Bill gates öyle bilgisayar dahisi bir tip değilmiş ama büyük bir pazarlama dahisiymiş ve apple özellikle microsoft karşısında büyük hatalar yapmış, eğer apple bu hataları yapmasaydı bugün microsoft diye bir firma olma ihtimali çok düşük bir ihtimaldi bence.

Filmin yapısına gelecek olursak, film hafif belgesel tadında, tiplemeler gerçek karakterlere son derece benziyor. Film 99 yapımı olmasına rağmen 70’li yıllardan 90’lara doğru geliyor. Bu filmi bilişim meraklısı herkesin izlemesi gerekli bence.

Filmi izlerken burulduğum noktalar oldu adamlar (Amerikalılar) 1970’li yıllarda hatta bu yılların öncesinde de bilgisayar teknolojisi ile uğraşırken, daha o yıllarda bilgisayar denen şeyi baştan yaratırken biz ise teknolojik olarak neler yapıyorduk. Şimdi bile teknolojimize bakıyorum  Amerikanın o yıllarda ki durumuna bile gelemedik. Ve adamalar daha o zamandan bir pazarlama dehası, o zamandan pazarlamaya büyük önem veriyorlar.

Gelelim esas oğlana; STEVE JOBS

Tamamen bir iletişim dehası, pazarlama dehası, yüksek ikna kabiliyeti, etrafındakileri kendine inandırma ve bunlar dışında büyük bir yazılım ve bilgisayar dahisi hemde bunların hepsi eksiksiz ve üst düzey derecede Steve Jobs’ta mevcut ama bir o kadar da dengesiz, şizofren, hipi, esrarcı, manyak denecek kadar sorunlu bir tip ama ne olursa olsun o bir dahi.

Bir düşünsenize öyle bir telefon yapıyorsunuz ki, rakiplerine seninle baş edebilmek için tek yol kalıyor: seni taklit etmek!!! Apple, Macintosh’u yaptığında bilgisayar denen şeyi; iPod ve iTunes’u yaptığında müzik denen şeyi; iPhone da telefon denen şeyi geri dönülemez bir şekilde ters yüz etmedi mi?

İşte bu dahiden geriye kalan lafları;

“Her şey… Bütün beklentilerin, bütün gururun, rezil olma korkun ya da kaybetme korkun, bütün bunlar ölümün yüzünü görünce dağılıp gidiyor. Sadece önemli olan geride kalıyor.

Kaybedecek bir şeyin olduğu tuzağından seni en iyi koruyan şey, öleceğini hatırlamak.

Zaten çıplaksın. Kalbini dinlememek için hiçbir sebep yok ki!

Kimse, hatta cennete gitmek isteyenler bile ölmeyi istemez. Ama o hepimizin gideceği yer. Kimse oradan kaçamadı. Ve zaten bu böyle olmalı. Çünkü ölüm, hayatın en güzel buluşudur! O hayatın değişim elemanıdır. Eskileri süpürür ki, yenilere yer açılsın. Şu an yeni olan sizsiniz, ama bundan çok uzak olmayan bir zamanda, siz de eski olacaksınız ve sıranız gelecek. Evet çok dramatik ama doğru.

Zamanınız kısıtlı. Onu başkalarının hayatını yaşayarak çöpe atmayın.

Dogmaların tuzağına düşmeyin, onlar başkalarının düşüncelerinin sonuçları.

Başkalarının gürültüsü, içinizdeki sesi susturmasın.

Ve daha da önemlisi, yüreğinizin sesini dinleyecek cesaretiniz olsun. O ses bir şekilde, sizin gerçekte olmanız gerekeni biliyor ve sizi oraya götürüyor. Gerisi önemli değil.”Evet önemli değil, teşek-kürler ve hoşçakal Steve.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top